Çocukluğumun Oyunları

Bu yazı 7 sene önce eklendi.
Jack O'Lantern

Sahip olduğum ilk oyun konsolu hediye olarak aldığım Atari 2600’dü. Aslında yurtdışında 80’lerde ortaya çıksa da 90’ların başında Türkiye’de yeni popüler olmuştu Atari. Tadını çıkarma şansına nail olan nesil iyi bilir. Az joystick parçalamadık Pac-Man, Pitfall ve Space Invaders gibi oyunlarla.

Yine de çocukluğumun büyük kısmı 90’ları kapsadığı için bu yazıda 90’ların klasik oyunlarına daha fazla yer vermeyi uygun gördüm. Belki o dönemi bir oyuncu olarak bizzat yaşadığım içindir bilmiyorum ama 90’lı yılların sonları oyunlar açısından belki de en verimli dönemdi.

Şimdi (üzülerek atladığım daha pek çok oyun için beni mazur görmenizi rica etmemin ardından), 80’li ve 90’lı yılların hafızama kazınmış oyunlarına kronolojik bir  gezi düzenleyelim:

1982 – River Raid

Atari’de en çok vaktimi çalan oyudur River Raid. Kuzenlerle ve komşu çocuklarıyla toplanıp sırayla oynar ve her defasında daracık tünellerde uçağımızın patlamasına tanık olup Joystick’e kabahat bulurduk. Fuel tanklarının üzerinden geçerken duyulan huzur verici ses efekti hala kulaklarımda 🙂

1985 – Super Mario Bros

Mario Bros oyununa devam olarak çıkan Super Mario Bros, MS-DOS’la boğuştuğumuz PC’lerde ve 8 Bit konsollarda en favori oyunumuzdu. 7’den 70’e herkes tarafından sevilebilen nadir oyunlardandır Mario. Bu musluk tamircisi Nintendo’nun hala sağmakta olduğu inektir de aynı zamanda 🙂 Sen çok yaşa Mario! Seninle az kaplumbağa poposu tekmelemedik.

1989 – Prince of Persia

Jordan Mencher isimli dahi tarafından hazırlanan Prince of Persia, hareket yakalama tekniğinin kullaıldığı ilk oyun olarak biliniyor. Bunu da erkek kardeşine beyaz kıyafetler giydirip saatlerce koşturup, zıplatmak suretiyle rotoskop denilen bir teknikle yapmıştı. Zekice tasarlanmış bölümleri ve zamanı için devrim niteliğindeki animasyonları Prince of Persia’yı bugün bile devam ettirilen bir efsane haline getirdi.

1991 – Street Fighter II

Aryuken ve depdepduket gibi terimleri literatürümüze kazandıran, arcade salonlarında jetonlarımızı tüketme rekortmeni oyundur klasik Street Fighter II. Arkamızdan “geçiverem mi abim” diye yanaşan asalaklara rağmen hiç sıkılmadan başında saatlerimizi geçirdik.

1993 – Doom

Günümüz gençliği bugün Call of Duty gibi oyunları oynayabiliyorsa bunu Doom’a borçludur. Çıktığı dönem insanlara yeni bilgisayarlar aldıran, iş yerlerinde işlerin aksamasına neden olan bir klasiktir Doom. Kendi gözünüzden oynadığınız oyunların ilk temsilcilerinden biridir ve 2D piksellerin ötesine geçilemeyen bir zamanda 3D’yi tattırmıştır insanlara.

1996 – Diablo

Diablo RPG türünün standartlarını belirleyen oyundu. Tarzı aksiyon olmasına rağmen bugün Mana mavi renk, Health kırmızı renkse bunu Diablo’ya borçluyuz. Sonrasında çıkan oyunlar Diablo klonu olarak adlandırılmaktan kurtulamadılar. Diablo, World of Warcraft’tan tanıdığımız Blizzard firmasını Blizzard yapan oyundur.

1997 – Final Fantasy VII

Benim için Square Soft denince akan sular durur. Artık Square Enix olarak tanıdığımız firmanın en başarılı oyunlarından biridir Final Fantasy VII. Kendine has savaş sistemi, karakterleri, evreni ve inanılmaz kurgusu ile Final Fantasy VII bugün bile devam oyunları ve filmler ile mirasını devam ettiriyor.

1998 – Half Life

Doom ile temeli atılan FPS türünde en büyük devrimi yapan oyun Half Life oldu. Pek çok oyun eleştirmenine göre tüm zamanların en iyi oyunu olarak kabul edilen Half Life, Stephen King’in The Mist (Sis) romanından esinlenilen hikayesi, sinematik ve mantıksal oyun ilerleyişi, gerilimli atmosferi ile o güne kadar tatmadığımız bir deneyim yaşatmıştı. D-Day’in ardından FPS oyunlarının yeni çizgisi belirlenmiş oldu.

1998 – Metal Gear Solid

Bir oyun olarak orijinalliğini ve mükemmelliği bir kenara bırakacak olursak, inanılmaz kurgusu ile beni ve milyonları kendisine bağlamış oyundur Metal Gear Solid.

Amerikan hükümetine bağlı Fox-Hound’dan ayrılarak Alaska’daki bir nükleer tesisi ele geçiren terörist grup, istekleri 24 saat içinde yerine getirilmediği takdirde hükümeti nükleer silah kullanmakla tehdit etmektedir. Rehineleri kurtarıp, nükleer tehlikeyi etkisiz hale getirmek için efsanevi paralı asker Solid Snake görevlendirilir. Fakat olaylar dışarıdan göründüğü gibi değildir. Snake’in geçmişine ait sırlar ve Amerikan hükümetinin büyük bir komplosu Shadow Moses’ın karanlığında Solid Snake’i beklemektedir.

Sizi bilmem ama bu oyunu oynadıktan sonra ben hiç bir sinema filminden aynı tadı alamadım.

1999 – Silent hill

Silent Hill’in yayınlandığı güne kadar survival horror türünün formülü zombilerden ibaretti. Silent Hill oyun tarihinde korkuyu yeniden tanımladı. Bir kapıyı açarken tedirgin olduğum ilk oyundu Silent Hill. Yalnızca hikayesi, görsellik ve ses efektleri değildi Silent Hill’i bir klasik yapan. Oyundaki derin sembolizm, ezoterik öğeler ve zekice kurgulanmış bulmacalar oyun yapımcılarına sağlam bir atmosferin nasıl yaratılacağının dersini verdi. Her şey küçük detaylarda gizliydi.

Benzer Yazılar

God Of War 4

3 ay önce
riza.altiner

Sony konferansın da bizlere videolar ile gösterilen bu yapım bizleri heyecanlandırmakta doğrusu. Playstation’ a özel olarak piyasaya sunulacak olan bu oyun oldukça dersine çalışmış gözüküyor. Güzel bir K...

Metin2 Her Geçen Gün Büyüyor

3 ay önce
riza.altiner

Bildiğimiz gibi internet kafelerin olmazsa olmazı bir online oyundur. Oyun gençlerin ve yetişkinlerin oynadığı bir olmakla beraber birçok kullanıcısı bulunmaktadır. Oyunu eskiden bende çok oynardım. Market a...

Yazıyla İlgili Yorumlar